Nostaljik bir ruh: Hande Doğandemir

06 Aralık 2016  //  Magazin, Röportaj  //  Yorum Yok   //   538 Kez Görüntülendi

Hande Doğandemir, oyunculuğu bir yaşam biçimi olarak görüp özünü kaybetmemiş özel bir kadın.

Bakışlarındaki anlam, ruhunun nostaljisi; güçlü enerjisi, doğal yeteneği ile birleşince ortaya elini attığı her işte başarının peşini bırakmadığı bir insan çıkıyor.

ONU İLK KEZ GÖRDÜĞÜNÜZ, DAHA DOĞRUSU HERKESİN DİKKATİNİ ÇEKTİĞİ O İLK ANI HATIRLIYOR MUSUNUZ? Nejat İşler ile birlikte rol aldığı reklam filminde keki yeme şekliyle hafızalara kazınan o vamp kadın desem… O dönemde sunmaya devam ettiği ‘Hatırlar mısınız?’ programıyla kendisini ekranlarda görmeye yavaş yavaş alışıyorduk ki, o bu kez de ‘Güneşi Beklerken’ dizisiyle hayatımıza bir daha çıkmamak üzere giriş yaptı. Ve herkes bir kez daha birbirine dönüp ‘Kim bu kız?’ dedi. Bu aralar ise ‘Hayatımın Aşkı’ dizisinde canlandırdığı Gökçe karakteriyle yeteneğinin farklı bir boyutunu sergiliyor. Uzaktan bakıldığında edindiğimiz bilgiler elbette Ankaralı olduğu, 31 yaşına girdiği ve sosyoloji eğitimini tamamladıktan sonra kamera arkasının sihrini deneyimlemek için İstanbul’a geldiği ile sınırlı. Ancak yakından baktığınızda çok ama çok daha fazlası var… Bir gece önce uzayan seti dolayısıyla tamamen uykusuz ama kocaman gülümsemesi yüzünde çekim alanına geldiğinde, her şeyden önce samimiyeti gözlerinden okunuyordu. Saatler ilerledikçe mütevazı ve kaprissiz oluşu herkesi etkiledi. Ayrıca giydiği her şeyi güzel taşıdığı gerçeği, poz vermeyi fazlasıyla iyi biliyor oluşu ve kamera önünde özellikle öne çıkan seksapeli de sadece onun yakınındayken edinebileceğiniz bilgilerden… Popüler olmanın değil iyi oyuncu olmanın peşinde koşuyor oluşu yaşıtlarının aksine ayaklarının gerçek anlamda yere bastığını gösteriyor. Bütün bir günü hiç yemek yemeden tamamlasa da etrafını saran enerji kalkanı bir an olsun düşmeyen güzel oyuncu, özellikle son dönemde güçlü bir irade gerektiren pozitif düşünce gücüyle de şaşırtıyor. Ona dair bir başka enteresan detay da sahip olduğu nostaljik ruhu… Ve teknolojinin duyguları ve düşünceleri ele geçirmediği o geçmiş dönemlerde yaşama arzusu. 30 yaşına girmesiyle fark etmenin ve öğrenmenin getirdiği özgürlük ve huzur hissinin keyfini çıkaran Hande Doğandemir hayatı sorgulamaktan bir an olsun vazgeçmiyor. Tam da bu yüzden, yaşamın farklı alanlarına değindiğimiz söyleşi ile şimdi baş başa bırakıyorum sizleri.

Oyuncu olmaya karar verdikten sonra hayatınızda neler değişti? Nasıl tepkilerle karşılaştınız?

Bu bir anda alınmış bir karar olmadı tabii ki… Eğitim süreciyle başlayıp bugüne kadar geldiğim bir yolculuk. Elbette hayat biçiminiz değişiyor ama özünde kim ve nasıl olduğunuzu korumak sizin tercihiniz. O nedenle benim hayatımda tanınırlığımın artması dışında başka bir şey değişmedi. Yakın çevremden de, bu yola çıktığım andan itibaren çok büyük destek gördüm. Hem ailem hem yakın arkadaşlarım her zaman her koşulda yanımda oldular.

Sizce oyunculuğun en tehlikeli tarafı ne?

Tehlikeli bir tarafı olduğunu düşünmüyorum. Benim mesleğim bu, tabii ki zor yönleri var, ama ben sevdiğim işi yapıyorum. Tehlikesi bireysel tercihlerle ilgili olabilir ama bu her meslek grubu için geçerlidir.

Sette geçirdiğiniz saatler bir hayli fazla olduğu için merak ediyorum, özel set ritüelleriniz var mı?

Her sabah mutlaka kahvemi içerek güne başlarım. Yine her sabah karavanda hazırlık yapılırken enerjimizi yükseltecek şarkılar son ses dinlenir. Onun dışında sürekli sette olduğum için kitaplarım ve sudoku’larım hep yanımdadır.

‘Hayatımın Aşkı’ dizisinde canlandırdığınız karakterin özelliklerini taşıdığınıza inanıyor musunuz?

Gökçe; hem zeki hem saf bir karakter. Mesleğinde başarılı ama kendini özel ilişkilerinde ifade etmekte zorlanıyor. Enerjisi çok yüksek ve çok eğlenceli. Onu canlandırırken kendimi çok özgür hissediyorum çünkü Gökçe her şeyi yapabilecek bir karakter. Bu nedenle ne ben oynarken ne de seyirci izlerken onun saçmalıklarını sorgulamıyoruz.

Gökçe ile en çok ayrıştığınız nokta ne?

Onun kadar gözü kara olmayabilirim. Sanırım Gökçe’den daha çok düşünerek hareket ediyorum. O ise sonunu düşünmeden kafasına eseni yapabilir.

Serkan Çayoğlu ile başrolü paylaşıyorsunuz. Birbirinizi hangi açılardan besliyor ya da geliştiriyorsunuz?

Serkan’la gerçekten çok güzel bir enerji yakaladık. Her şeyden önce çok iyi iki dost olduk. Sette her anımız birlikte geçiyor ve bunu bu kadar iyi anlaştığın biriyle paylaşmak büyük ayrıcalık. Hem beraber çok eğleniyoruz hem de işimizle ilgili birbirimizi motive edip önerilerde bulunup tartışabiliyoruz. Serkan’la yakaladığımız bu enerji diğer tüm oyuncu arkadaşlarım için de geçerli. Biz iyi bir ekip olduk. O yüzden set dışında da sık sık hep beraber vakit geçiriyoruz.

Kendinizi ekranda görmekten rahatsız oluyor musunuz? Oynadığınız dizi ya da filmleri rahat rahat izleyebilir misiniz?

Kendini ekranda izlemek her zaman rahatsız edici bir duygudur çünkü hiçbir zaman tatmin olmazsın, hep daha iyisini yapabilirim düşüncesi oluşur. Genelde izlemeye çalışıyorum ki nerede ne yaptığımı bilip daha iyisini nasıl yapabilirim diye görmek istiyorum.

Yer aldığınız sektörde her geçen gün yeni isimler çıkıyor ancak çok çabuk da kayboluyor. Kalıcı olmanın yolu nereden geçiyor dersiniz?

Bunu söylemek bana düşmez açıkçası. Popüler olmakla iyi oyuncu olmak elbette aynı şeyler değil. Derdi iyi bir oyuncu olup iyi işlerde yer almak olan, bu mesleğe gönül vermiş herkesin hak ettiği karşılığı almasını dilerim.

‘Bir gün mutlaka…’ dediğiniz neler var hayatta?

Bir gün mutlaka görmediğim tüm ülkeleri gezebileceğim bir dünya turu yapacağım.

Yurt dışında gerçekleştirmek istediğiniz bir hayaliniz var mı?

Bir süre hiç bilmediğim bir yerde yaşamak istiyorum aslında. Dünyanın başka bir ucunda yeni bir hayat kurma fikri çok çekici geliyor.

İçinde yaşamak istediğiniz bir film ve gerçek hayatta olmak istediğiniz bir karakter var mı?

Her röportajımda söylediğim gibi geçmiş zamanlara ait bir karakter olmayı çok isterdim. Teknolojinin bu kadar hayatı ele geçirmediği, her duygunun daha gerçek olduğu zamanlarda geçen bir dönemde yaşamak isterim.

Rol model kabul ettiğiniz bir isim var mı?

Annem. Bu dünyada onun kadar iyi kalabilmek büyük şans.

Hiç kaybolmuş hissettiğiniz bir dönem oldu mu?

Zaman zaman herkesin olduğu gibi benim de oldu tabii ki. Bazen geçici bir süreç olduğunun farkında oluyorsunuz, bazen de kontrol edemeden kayboluyorsunuz. Sadece önemli olan her ne yaşıyorsak onu yaşamamızın ve bundan öğrenmemiz gereken bir şey olduğunun farkında olmak. O yüzden kaybolduğumu hissettiğim anlarda bile bunun sonunda beni bekleyen bir şey var, ‘Ben bunu neden yaşıyorum?’ diye sorgulayabiliyorum.

Güçlü bir kadın mısınız?

Herkes gibi benim de zaaflarım var ama belli bir yaşa gelince yaşadıklarınızın bir nedeni olduğunu fark ettikçe ve öğrendikçe güçleniyorsunuz.

30 yaşla birlikte daha çok şeyi sorgulamaya başladığınızı düşünüyor musunuz? Ya da değişen başka neler oldu hayatınızda?

Çok fazla şeyi sorgulamaya başladım. Yaşadığım, bazen üzüldüğüm her şeyin bana öğretmeye çalıştığı bir şey var, bir nedeni var; ancak bunları anlayabilirsem ben daha mutlu bir birey olurum ve ideal olana yaklaşabilirim. Fark etmek ve öğrenmek sancılı bir süreç ama sonrasında müthiş bir özgürlük ve huzur hissi var.

Küçükken en sevdiğiniz masal ve çizgi film hangisiydi?

En sevdiğim masallar babamın her gece beni uyutmak için anlattığı, kendi uydurduğu masallardı. Her gece aynı masalları anlatırdı; ben de her gece ilk defa duymuş gibi onları dinleyerek uyurdum. En sevdiğim çizgi filmler de ‘Şirinler’, ‘Jetgiller’ ve ‘Adams Ailesi’ydi.

Çocukluğunuzdan başlayarak bugüne dek hafızanıza yer etmiş bir olay var mı?

Çok fazla var. Genel olarak mutlu ve sevgi dolu bir çocukluk geçirdim, hep güzel anılarım birikti. Her gün şükrediyorum, bu konuda çok şanslıyım.

Annenize mi yoksa babanıza mı karakter olarak daha çok benziyorsunuz?

Her ikisine de benziyorum sanırım. Babam çok hareketli, tez canlı ve işkoliktir. Bu yönüm ona çekmiş. Annemse çok daha sakin ve kontrollüdür. Yaşım ilerledikçe anneme daha çok benzemeye başlıyorum.