İyi ve kötü duygular efsane mi?

19 Mayıs 2016  //  Kişisel Gelişim, Sağlıklı Yaşam  //  Yorum Yok   //   479 Kez Görüntülendi

Duygular ve onların psikolojimize etkileri hakkında yapılan araştırmaların ana düşüncesi artık geçerliliğini yitirdi. Üzülmek ya da korku gibi negatif duygular psikolojimiz için doğal olarak kötü ve mutluluk ya da eğlence gibi pozitif duygular ise doğal olarak iyi değilmiş! Duyguların kişinin amaçlarına ulaşmasını ve sosyal hayattaki rolünü etkilediğini göz önüne alırsak bu değer yargıları anlaşılabilir. Ancak yapılan son bilimsel çalışmalar gösteriyor ki “üzüntü doğal olarak kötüdür” ya da “mutluluk doğal olarak iyidir” düşüncelerinden artık vazgeçilmeli.

Negatif duygularla başlayalım. Erken dönem hedonizmine ait teoriler, iyi hissetmeyi kötü duyguların yokluğuyla açıklar. Bilişsel davranışçı terapi gibi deneysel bazlı tedaviler de genellikle, negatif duyguların azalmasını iyi hissedebilmenin bir parçası olarak görürler. Oysa bilimsel çalışmaların büyük bir kısmı bu olumsuz duyguların psikolojik sağlığımızın önemli bir parçası olduğunu savunur. İlk olarak, evrimsel açıdan olumsuz duygular hayatta kalma güdümüze yardım eder, dikkatli olmamız gereken tehlike ya da sorunları fark etmemizi sağlar (sağlıksız bir ilişki ya da tehlikeli bir durum gibi). İkinci olarak, olumsuz duygular odaklanmamıza yardımcı olur; daha detaylı ve analitik düşünmemizi sağlar, basmakalıp düşünceleri azaltır, hafızamızı geliştirir, zorlu zihinsel görevlerde başarılı olmamıza yar
dımcı olur
. Üçüncü olarak, kötü duyguları kabullenmek yerine engellemeye ya da bastırmaya çalışmak, bu duyguların geri tepmesine, sıkıntının artmasına hatta madde kullanımı, çok yeme ve intihar düşüncesi gibi klinik semptomların görülmesine neden olabilir. Hedonik teorilerin aksine, olumsuz duygular bizim için her zaman kötü değildir. Hatta yoklukları psikolojik uyumun azalmasına neden olur.

 

Olumlu duygular, hedefe yönelik davranışlarımızı sürdürmek için bizi motive ederler. Uzun süredir devam eden bilimsel gelenek de her zaman pozitif duyguların yararlarına odaklanır. Yaratıcılığı artırması gibi zihinsel faydası, ilişkide doyuma ulaşmak gibi sosyal faydaları ya da kalp ve damar sağlığı gibi fiziksel faydaları var. Araştırmadan pozitif duyguların her zaman maksimize edilmesi gerektiği sonucu çıkar. Ancak çalışmanın bu olumlu duyguların her zaman iyi olmadığını gösteren bir kısmı da var. İlk olarak, olumlu hisler bencillik, ön yargılı olmak, aldatmak, yalan söylemek gibi kişinin kendini her şeyin önüne koyduğu davranışları artırabilir ve bazen empati kurmayı zorlaştırır. İkinci olarak, dikkat dağınıklığına ve detaylı çalışma gerektiren zihinsel işlerde eksik performans gösterilmesine sebep olur. Üçüncü olarak da olumlu duygular riskli davranışların içine çabuk girilmesine neden olabilir. Yani, olumlu duyguların varlığı her zaman iyi değildir ve bazen iyi olmamız hayatta kalmamızı engelleyebilir.

Duygular hakkında değer yargılarımız olamaz. Bir duygunun olumlu ya da olumsuz olarak sınıflandırılması içindeki değeri belirlemez. Bunun yerine kendi değerlerimizi belirlememiz ve hissettiğimiz duygunun hayatımızdaki işlevine bakmamız gerekir. Bu amaçla, ortaya çıkan araştırma odaklanmamız gereken kritik değerleri vurguluyor. Önemli olan, hangi duygunun amacımıza ulaşmakta bize yardımcı olduğu, yolumuzu tıkadığı ya da hangi tip duygunun, duruma uygun olduğu. Psikolojik olarak iyi olmanın herhangi türde bir duygunun varlığıyla ilgili olmadığını, ancak hem pozitif hem negatif duyguların çeşitliliğinin psikolojimizi olumlu etkilediğini bilmek gerekiyor. Bir duygunun iyi ya da kötü olması aslında duyguyla değil işleviyle alakalı.